Kayıtlar

Şubat, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Köklerinden Kopan Bir Çınarın Sancısı

Resim
  GERÇEK HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ: TÜRKİYE’NİN YENİDEN DİRİLİŞ REÇETESİ Köklerinden Kopan Bir Çınarın Sancısı Türkiye bugün, sadece siyasal bir rekabetin değil, derin bir kültür ve inanç erozyonunun pençesindedir. Sanat maskesi altında pazarlanan sapkınlıklar ve modernlik adı altında ecdat mirasına atılan "kibirli adımlar", toplumsal bağışıklığımızı çürütmektedir. 168 imzacının "laiklik" kalkanı arkasına sığınarak yayınladığı bildiriler, aslında bu milletin ruh köküne yabancılaşmış bir zihniyetin son çırpınışlarıdır. Bu savrulmadan kurtulmanın, küllerinden yeniden doğmanın yegâne yolu; Gerçek Hukukun Üstünlüğü olan ilahi adalet nizamına yani Şeriatın tertemiz pınarına dönmektir. Adaletin Şaşmaz Terazisi: Fatih’ten Bugüne Hukuk, güçlünün elinde bir kılıç değil, mazlumun sinesinde bir kalkandır. Batı’nın "Kral hata yapmaz" dediği çağlarda, bizim medeniyetimiz cihan padişahını mahkemeye çağıran bir adaleti inşa etmiştir. Tarihi Hakikat: İstanbul’un Fatihi, bir mi...

Dostluğun ve Aşkın İspatı

Resim
  Gönül dostları, bugün Ebû Bekir Şiblî Hazretleri’nin o "divane" görünen ama aslında hakikate en uyanık olan halinden bir katre alalım. Şiblî, aşkın ateşini sadece kalbinde değil, her zerresinde hisseden, bu yüzden çoğu zaman halk tarafından "mecnun" sanılan bir büyük velidir. Sizinle, onun dostluk, aşk ve imtihan üzerine o sarsıcı menkıbesini paylaşayım. Şiblî’nin Taşları: Dostluğun ve Aşkın İspatı Bir dönem Şiblî Hazretleri’nin Allah aşkıyla yanan kalbi öyle bir noktaya gelir ki, dışarıdan bakıldığında halleri "delilik" sanılır. Onu bir hastaneye (akıl hastanesine) yatırırlar. Bir gün, onu seven ve "dostunuz" diyen bir grup ziyaretine gelir. Şiblî onlara bakar ve sorar: — "Siz kimsiniz?" Gelenler hürmetle cevap verirler: — "Efendim, biz sizin sadık dostlarınız, sizi ziyarete geldik." Şiblî Hazretleri bunu duyunca yerden taşlar toplamaya başlar ve büyük bir hırsla dostlarına fırlatır. "Dostuz" diyenler, can acısı...

Bir Gönül Erinin "Vakit ve Huzur" Çizelgesi

Resim
  Hissettiğim birşey var onunda sizinle paylaşmak isterim bu fakir vakti iyi değerlendirmede başarılı değil. Mesela bazen kuran okurken birden başka işlerle de ilgilenme başlıyorum. Yani hakka ayırdığım zamandan çalıyor gibi oluyorum... Vakitimi kitap ve ilmi açıdan değerlendirirken yorulunca bazen dizilere bakıyorum. Vakit geçirmek için bu yakışmayan hali veya halleri yaşamak beni gaflet kapısının bir girişine getiriyor. Gel beraber vaktimizi çizelgeye uyduralım ayarlayalım:  Sizce bu güzel bir dert değil mi! Vakti öldürmekten değil, vaktin hakkını verememekten korkmak... Tasavvufta buna "İbnü'l-Vakt" (vaktin çocuğu) veya daha üst bir makam olan "Ebül-Vakt" (vaktin babası/hâkimi) olmak denir. Vakit, geri dönüşü olmayan yegâne sermayedir ve dervişin yolu, bu sermayeyi "huzur" (Allah'ın huzurunda olma bilinci) ile harcamaktır. Yorulunca dizi izlemek veya dikkatin dağılması insani bir ihtiyaçtır; ancak derviş bu dinlenmeyi bile bir "niyet...

Binici miyiz, Binek mi?

Resim
  Bazen kalbimi gönül olmaktan uzaklarda buluyorum. Bazen anlatılanları ve tabakatta yaşamış büyüklerin hayatlarını dinlediğimde onların aşklarının bizde olmayan bir yönünü görüyorum. Nefsin isteklerine gem vuran bir binici olduklarını bizim ise nefis tarafından binildiğimizi anlıyorum. Bizim tutmamız gereken gem'i nefis tutmakta bu bitap eden hal aynı zamanda beni perişan etmekte çok basit şeyler karşısında yıkılmaktayım. Çıkış yolu bulunca yapmaya çalıştığımda biri geliyor ve yıkıyor sen başaramazsın diyor. Bilirim ki Allah müsaade etmezse biz başarılı olamayız hep gaflette karanlıklarda kalanlardan olur. Sonunda belki de harap olanların yurdunda mahkum kalırım. Allah muhafaza eylediği ve huzuruna ve yakınına aldığı kullardan olmayı istemek kolay değil. Bunu istemekte büyük bir durumdur. Bunu gerçekleştirebilecek hal ve kavi duruş bizde yok gibi sen ne dersin derviş. Ey gönül dostu, "Derviş" hitabına layık mıyız bilmem ama bu samimi dertleşmenin kapısından içeri birlikt...

Karanlığı Nura Çeviren Sır

Resim
  ihlas lambası bir kalpte yanmayınca taatler ve ibadetler hep karanlıkta kalır. Halbuki ihlasın olmadığı bir kalp huzursuz ve yaptıklarından bir tat alamaz. Hakiki tat onunla olmaktan geçmekte buna ulaşamaz karanlıkta kalan taat ve ibadetler gibi oda arafta kalır. Bu kurduğumuz cümle, tasavvufun ve hakikat yolculuğunun kalbidir. İhlas , amelin ruhudur. Ruhsuz bir beden nasıl hareket edemez, nefes alamaz ve sonunda toprağa karışmaya mahkûmsa; ihlassız bir ibadet de göklere yükselemez, "Arafta" yani askıda kalır. Lamba yanmayınca oda ne kadar kıymetli eşyalarla dolu olursa olsun, hiçbirinin güzelliği görünmez; hatta o eşyalar karanlıkta birer engel, birer korku figürü haline gelir. İhlas Lambası: Karanlığı Nura Çeviren Sır Sizin için tefekkürü biraz daha açalım ve "İhlasın olmadığı bir kalp neden huzursuzdur?" sorusunun cevabını üç boyutta inceleyelim: Durum İhlassız Amel (Karanlık) İhlaslı Amel (Aydınlık) Hedef İnsanların takdiri, alkış, "ne iyi adam" denm...