Kayıtlar

İbrâhim b. Edhem

Resim
İbrâhim b. Edhem 714 (H. 96)’da Horasan’ın Belh şehrinde dünyaya geldi. Tabiînden ve evliyanın büyüklerindendir.  779 (H. 162)’de Şam’da vefat etti. İsmi, İbrahim bin Edhem bin Mansur olup, künyesi Ebu İshak'tır. Nesebi hazret-i Ömer’e dayanır. Fudayl bin Iyâd’dan feyz aldı. İmran bin Mûsâ bin Zeyd Râî ve Şeyh Mansur Selami'nin sohbetinde bulunmuş, Veysel Karanı hazretlerinin ruhaniyetinden istifade etmiştir. Genç yaşta zühd yoluna girmeye karar verinceye kadar Horasan’da yaşamıştır. Memleketinden ayrılmadan önce birçok hizmetçisi bulunan zengin ve itibarlı bir ailenin çocuğu olduğuna dair kayıtlar, Belh hükümdarı veya hükümdarının oğlu ya da torunu olduğu şeklindeki rivayetlerden daha doğru görünmektedir. İbrâhim b. Edhem gençlik çağında avlanırken iki defa, “Sen bunun için mi yaratıldın, bunu yapmakla mı emrolundun?” şeklinde gaipten bir ses duymuş, aynı sesi üçüncü defa atının sırtındaki eyerin kaşından da işitmesi üzerine bütün malını mülkünü terk edip zühd yoluna girmeye k...

Tebliğde Yöntem Hakkında Ayetler

Resim
  Tebliğde Yöntem Hakkında Ayetler Tebliğ, Peygamberlerin temel görevlerinden biridir. Peygamberler Allah'ın kendilerine vahyettiği hakikatleri çevrelerindeki insanlara, toplumlara duyurmakla ve  iletmekle yükümlüdürler. Tebliğ beyin yıkama propaganda ve ajitasyon olmadığı gibi şiddet ve zorlanmayı da içermez. Yalnızca dinlemeyi becerebilen insanlara ayetlerin okunması ve muhtevasının anlatılmasıdır.  Tebliğde bir yöntemin olması gerekir bu Kur'an'da bazı ayetlerle işlenmiştir. Gelin birlikte Kur'an'da nasıl bir tebliğ yönteminden bahsedilmiş okuyalım. A’raf Suresi 199. Sen af yolunu tut, bağışla, uygun olanı emret, bilgisizlere aldırış etme. Taha Suresi 44. Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt dinler veya korkar. Şuara Suresi 214. Önce en yakın hısımlarını uyar. 215. Sana uyan müminleri kanatların altına al. 216. Sana başkaldırırlarsa: "Yaptıklarınızdan uzağım" de. Yunus Suresi 99. Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı. Öyle iken insanl...

Korku sahiplerinin Halleri

Resim
KORKU SAHİPLERİNİN HALLERİ Hasan-ı Basrî, tam kırk sene gülmemiştir. O'nu otururken görsen, sanki boynu vurulmak üzere getirilmiş bir köle gibi mahzun ve garip otururdu. Konuştuğu zaman sanki ahireti görerek konuşurdu. Sustuğu zaman sanki gözleri önünde cehennem ateşi tutuşturulmuş da ona bakıyor gibi tefekkür içinde olurdu. O, şiddetli üzüntüsünden dolayı kendisini ayıplayanlara şöyle demiştir: "Allah'ın beni sevmediği bir halde görüp de gazap ederek, 'Git seni affetmiyorum!' demesinden beni emin eden ne vardır? Çünkü ben, yapılması gereken işlerin dışındaki işlerle uğraşıyorum." Allah kendisine rahmet eylesin bizler, Hasan-ı Basri'den daha fazla korkma durumundayız. Fakat onlardaki bu ilâhî korku sadece günahların çokluğundan değildir. Eğer böyle olsaydı biz ondan daha çok korkmalı idik. Halbuki, bu korku kalbin temizliğinden ve Allah'ı çokça yüceltmesinden kaynaklanmaktadır. Onlardan daha üstün derecede olan sahabelerin bir çoğu cennetle müjdelendik...

İyilik Yapana Teşekkür ve Dua Etmek

Resim
  İyilik Yapana Teşekkür ve Dua Etmek Sûfilerin güzel ahlâkından biri de, iyilik edene teşekkür etmek ve hayır sahibine dua etmektir. Onlar bunu, Allah Teâlâ'ya tevekküllerinin kemali, tevhitlerinin safiyeti ile, Hak'tan gayrısından nazarlarını kesip kendilerine gelen nimetin, asıl ihsan sahibi, Cebbâr, Hâlik-ı A'zam olan Allah'tan geldiğini bilerek yapmaktadırlar. Onlar başkalarına teşekkürü, ancak Resûlullah'a (ﷺ) yapmaktadırlar. Rivayet edildiğine göre, Resûlullah (ﷺ) bir hutbesinde şöyle  buyurmuştur: "İnsanlar içinde, Ebû Kuhâfe'nin oğlu (Ebû Bekir) kadar, bize iyilik ve ihsanda bulunan hiçbir kimse yoktur. Şayet bir dost edinecek olsaydım, Ebû Bekir'i seçerdim." (Buhârî, Salât, 88; Müslim, Birr, 65; Tirmizî, Birr, 17.) Yine, Peygamber Efendimiz (ﷺ), "Ebû Bekir'in malından yararlandığım gibi, kimsenin malından yararlanmış değilim"  (İbn Mace, Mukaddime, 11; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/253) buyurmuştur. İnsanların çoğunluğu, v...

Makam ve Mevkii Müslümanlara Hizmette Kullanmak

Resim
  Makam ve Mevkii Müslümanlara Hizmette Kullanmak Sûfî güzel ahlâk sahibidir, bulunduğu mevki ve itibarı, kardeşlerinin ve bütün müslümanların işlerinde kullanmaktır. Bir kimse yüksek derecede ilim sahibi, nefsinin ayıplarını, âfetlerini ve şehvetlerini yakînen bilen ve gören biri olduğu zaman; makam ve itibarını, müslümanların arasını ıslah için kullanmalı, onların ihtiyaç ve sıkıntılarını gidermeye çalışmalıdır. Bu durumda kendisinin, pek çok ilme ihtiyacı olacaktır. Çünkü bu tür işler, insanların arasına karışmak ve onlarla güzel geçinmekle ilgili işlerdir. Bu da ancak, yüksek hal sahibi, âlim-i rabbânî bir sûfî için güzel olur. Zeyd b. Eslem'in şöyle dediği rivayet edilir: "Nebîlerden biri, zamanındaki melikin atının başını tutarak (ona yardım edip) ülfet kurar ve bu sayede insanların (melikin halledeceği) ihtiyaçlarını gidermeye çalışırdı." Atâ demiştir ki: "Bir adamın, içinde bir müminin rahat edeceği bir mevkii ele geçirmek için senelerce çalışması, sırf kendi...

Aşure Günü Müslüman Olan Hristiyan

Resim
  Aşure Günü Müslüman Olan Hristiyan Rey şehrinde halkın meselelerine bakan bir hâkim vardı. Aşure günü ona bir fakir geldi ve: -Allah-u Teâlâ hâkim efendiyi aziz eylesin! Çok fakir biriyim. Benim bir ailem var. Ne zamandır para kazanamıyorum. Senden birkaç parça ekmek ve et istiyorum, der. Hâkim öğle vaktine kadar bunları vereceğine söz verir. Fakir öğle vakti gelir; ama ikindi vakti gelmesini söyler. İkindi vakti geldiğinde ise ona hiçbir şey çıkarıp vermez. Fakir adam kalbi kırık, gönlü perişan bir hâlde dönüş yolunu tutar. Yolda öylece giderken evinin önünde oturan bir hristiyana denk gelir. Ona: - Şu Aşure gününde bana bir şeyler verir misin? Der.  Hıristiyan: - Bugün ne günüdür böyle? Diye sorar. Adam Aşure gününün faziletini ve kıymetini ona anlatır. Hıristiyan bunları duyunca: - Şimdi bana ne istediğini söyle, hepsini vereceğim, der. Fakir kendisine lazım olan her şeyi söyler. Hıristiyan ona yirmi somun buğday ekmeği ve istediğinden çok et ve yanında da yirmi dirhem pa...

Uyuya Kalıp Namazı Kaçırma

Resim
Saîd b. el-Müseyyeb Rivayet eder: Resûlullah (ﷺ) , Hayber fethinden dönüşünde gece yola devam etti. Gecenin yarısından çoğu geçince biraz uyuyup dinlenmek için konakladı. Bilal'e: – «Uyuma, bizi sabah namazına kaldır» buyurdu ve uyudu. Ashap da uyudu. Bilâl bir süre bekledikten sonra —sabaha karşı— devesine dayandı, gözleri uykuya daldı. Güneş doğup yüzlerine vuruncaya kadar ne Resûlullah (ﷺ) ne Bilâl, ne de Ashap uyandı. Resulü Ekrem birden heyecanla uyanınca, Bilâl: – « Ya Resûlullah; Seni uyutan (Allah) beni de uyuttu.» dedi. Bunun üzerine Resûlullah hareket emri verdi. Savaşçılar develerini kaldırıp yola düştüler. Biraz gittikten sonra Resûlullah (ﷺ) Bilal'e emretti. Bilâl kamet etti. Resulü Ekrem cemaate sabah namazını kıldırdı. Burada Resûlullah (ﷺ)'ın uyandıktan sonra derhal namaz kılmayıp biraz gittikten sonra namaz kılmasının iki sebebi olabilir:  a- Bilâl (radıyallahu anh)'ın, ezan ve ikameti ile bir kısım kişiler uyanmamış olabilirler, hepsinin uyanmasını sa...