İmam Şiblî ile Fırıncı

 

İmam Şiblî ile Fırıncı

Bir Dilim Ekmek ve İhlasın Mizanı: İmam Şiblî ile Fırıncının Menkıbesi

Bağdat’ın manevi ikliminde gönüllere sultanlık eden, hakikat pınarlarından su içiren büyük velilerden biri İmam Muhammed eş-Şiblî Hazretleri idi. O, ilmiyle amel eden, hâliyle irşat eden müstesna bir arifti.

Aynı şehirde, ekmeğini taştan çıkaran, helal lokma peşinde koşan varlıklı bir fırıncı vardı. Bu fırıncı, büyük âlim Ebû Bekir Şibli Hazretleri’nin adını yıllardır duyuyor ve onunla tanışmayı çok arzuluyordu. Fakat bu isteğine bir türlü kavuşamamıştı.

Kapıya Gelen Hakikat: Bir Dilim Ekmek

Bir gün fırının kapısında yaşlı bir adam belirdi. Üzerinde sade bir kaftan, başında eski bir sarık vardı ve uzun bir yolculuktan geldiği her halinden belliydi. İhtiyar, fırındaki sıcak ekmekleri göstererek seslendi:

“Allah rızası için bir dilim ekmek verir misin, çok açım.”

Fırıncı ise bu talebe kibirle ve merhametsizce karşılık verdi:

“Ben burada bedava ekmek dağıtmıyorum, haydi git yoluna!”

İhtiyar adam tek kelime etmeden oradan uzaklaştı.

"Şiblî Olduğunu" Öğrenince Dönen Çark

Az sonra komşu esnaftan birkaç kişi heyecanla fırına girdi ve:— Yahu sen burada ne duruyorsun, yıllardır beklediğin fırsat bugün ayağına kadar gelmiş! dedi. Fırıncı şaşkınlıkla sordu:— Ne fırsatı, ne olmuş ki? — Az önce kapından çıkan ihtiyacı tanımadın mı? O Ebû Bekir Şibli Hazretleri’ydi! Bizim dükkânlarımıza da uğradı.

Fırıncı neye uğradığını şaşırdı. Kanı başlığına sıçradı. "Eyvah, ben ne yaptım? Benden bir dilim ekmek istedi, ben ise onu kovdum!" diye dövündü. Hemen fırından fırlayıp ihtiyarın peşinden koştu. Nihayet yetişip yalvarmaya başladı:

“Efendim, sizi tanıyamadım, büyük bir hata ettim, ne olur beni bağışlayın!”

Ardından mahcubiyetle ve şöhret arzusuyla teklifte bulundu:

“İzin verirseniz yarın sizin şerefinize büyük bir ziyafet vermek, sizi ve dostlarınızı ağırlamak isterim. Ne olur bu isteğimi geri çevirmeyin!”

Şibli Hazretleri bu daveti kabul etti.

Gösteriş Sofraları ve Sarsıcı Ders

Ertesi gün büyük bir ziyafet hazırlandı; çeşit çeşit yemekler pişirildi, ihtişamlı sofralar kuruldu. Şehrin ileri gelenleri ve halktan pek çok kişi davet edildi. Fırıncı ise herkese gururla övünerek haber veriyordu: "Şiblî Hazretleri benim misafirim olacak!"

Nihayet davetliler toplandı, Şibli Hazretleri de sofraya oturdu. Mecliste bulunan biri merurla sordu:

“Efendim, bize insanı cennete yaklaştıran güzel amelle cehenneme sürükleyen kötü ameli bir misalle anlatır mısınız?”

Şibli Hazretleri başını kaldırdı ve şu tarihe geçecek cevabı verdi:

“Dün kendisinden Allah rızası için bir dilim ekmek istedim; vermedi, üstelik beni azarlayarak kovdu. Bugün ise Şibli olduğumu öğrendiği için bunca masrafa girdi, herkese ziyafet veriyor. Oysa dün Allah rızası için vereceği bir dilim ekmek, bugün benim şöhretim için hazırladığı bütün bu sofralardan daha kıymetliydi. Çünkü Allah katında amelin büyüklüğünden önce hangi niyetle yapıldığına bakılır. Unutma; Allah için verilmeyen bir dilim ekmeğin yerini, gösteriş için kurulan bin sofra dolduramaz!”*

Kadirî ve Tasavvufî Yoldan Bir Tefekkür

Bu eşsiz menkıbe, tasavvuf yolunda yürüyenler ve kalbini Hakka bağlayanlar için şu sarsıcı hakikatleri fısıldar:

1. Garibe ve İhtiyaca Gönül Kapatmak

Fırıncının, kapısına gelen yaşlı dervişi (Ebû Bekir Şibli Hazretleri'ni) tanımadığı, üzerinde sade bir kaftan ve eski bir sarık gördüğü için küçümsemesi, "Ben burada bedava ekmek dağıtmıyorum" demesi; nefsânî hesapların insanı ne kadar merhametsiz kılabileceğinin kanıtıdır. İslam'ın emrettiği diğerkâmlık, makama veya şöhrete göre değil, kul olmanın gereği olarak yaşanmalıdır.

2. Şöhret, Riya ve Etiketçilik

Aynı fırıncı, o kişinin sıradan bir fakir değil de şehrin tanınan ve saygı duyulan ulu bir âlimi olduğunu öğrendiğinde aniden tavır değiştirmiştir. Onu onurlandırmak adına kurduğu o görkemli sofraların motivasyonu hak rızası değil, "Şibli benim misafirim oldu" övünmesidir. Hakiki dindarlık etiketlere değil, özdeki samimiyete bakar.

3. Niyetin Hakimiyeti

Hz. Şibli’nin sofradaki o sarsıcı tespiti, gösterişçi dindarlığın mizanını gözler önüne serer: İhlasla verilmiş bir parça ekmek, gösteriş uğruna kurulan saray sofralarından katbekat üstündür. Çünkü ilahi dergâhta miktar değil, kalbin yönü ve niyet esastır.

Gönül Hanesine Hikmetli Notlar

  • Etikete Değil, İnsana Kıymet Vermek: Hakiki vicdan; karşıdakinin kimliğine, makamına veya şöhretine göre değil, sadece "kul" olmasına binaen el uzatandır.

  • Gösteriş Ruhu Kemirir: Menfaat ve şöhret için yapılan devasa hayırlar, riya rüzgârında savrulup gider. Önemli olan kimseye duyurmadan yapılan küçük ama samimi adımlardır.

  • İhlasın Terazisi Şaşmaz: "Allah için verilmeyen bir dilim ekmeğin yerini, gösteriş için kurulan bin sofra dolduramaz."

Bu menkıbe bize fısıldıyor ki ey can: Hayattaki duruşun, amellerin ve infakların şöhret ve takdir toplamak için değil; yalnızca ve ancak Rabbinin rızasını kazanmak için olsun. Yeter ki niyet saf, kalp daima Hak ile iştirak halinde kalmayı bilsin!



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sabah Mihrabiyesi

İkindi Virdi

Allah Esması (Lafza-i Celâl)

Siyret-i Nebeviyye: Yaşayan İslam'ın Aynası

Gönül İtikafına Girelim